AVRUPADAN Youtube Video
Doğum oranı çakıldı, yaş dengesi bozuluyor
Almanya’da doğum oranı kadın başına 1,35 çocuğa düştü. Nüfus araştırmacısı Martin Bujard, asıl riskin nüfus azalması değil, yaş dengesinin bozulması olduğunu söyledi.
Almanya’da doğum oranlarının düşmesi, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.Nüfus araştırmacısı Martin Bujard, Almanya’nın giderek daha az çocuk doğan ülkeler arasına girdiğini ve bunun uzun vadede ağır sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Wiesbaden’deki Federal Nüfus Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma direktörü olan Bujard, Almanya’da doğum oranının kadın başına 1,35 çocuğa kadar gerilediğine dikkat çekti. Bir toplumun yaş dengesini uzun vadede koruyabilmesi için bu oranın yaklaşık 2,1 olması gerekiyor. Bilim dünyasında 1,5’in altındaki oranlar kritik kabul ediliyor.
Asıl sorun nüfus değil, yaş dengesi
Bujard’a göre nüfusun azalması tek başına bir felaket anlamına gelmiyor. Araştırmacı, Almanya’nın 85 milyon ya da 70 milyon nüfusa sahip olmasının yaşam kalitesi açısından belirleyici olmadığını söyledi.
Asıl meselenin yaş yapısı olduğunu vurgulayan Bujard, genç nüfusun azalması ve emekli sayısının artmasının sistemi zorlayacağını belirtti. Ona göre kriz bir anda görünür olmuyor. Bugün doğmayan çocuklar yarın değil, 20 yıl sonra eksik hissedilecek. O yıllarda bu çocuklar çırak, nitelikli çalışan ve vergi mükellefi olacaktı.
Emeklilik ve bakım sistemi baskı altında
Düşük doğum oranı, Almanya’da çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor. Gelecekte kimin çalışacağı, emekli maaşlarını kimin finanse edeceği ve yaşlılara kimin bakım vereceği soruları daha da önem kazanıyor.
Bujard, bu nedenle doğum oranındaki düşüşün sessiz ama derin bir kriz olduğunu düşünüyor. Çünkü etkileri bugünden değil, yıllar sonra iş gücü piyasasında ve sosyal güvenlik sisteminde ortaya çıkacak.
Sorun artık küresel
Bujard’a göre düşük doğum oranı artık yalnızca Almanya’nın ya da Avrupa’nın sorunu değil. Araştırmacı, 40 yıl önce bu tablonun birkaç Avrupa ülkesi ve Japonya ile sınırlı olduğunu, bugün ise dünyanın büyük bölümüne yayıldığını söyledi.
Afrika ve Arap dünyası bu eğilimin dışında kalan bölgeler olarak öne çıkıyor. Asya’da ise tablo daha ağır. Güney Kore’de doğum oranı kadın başına yaklaşık 0,8 çocuk seviyesinde. Hong Kong’da ise bu oran daha da düşük.
Bujard’a göre bu düşüşün arkasında yüksek iş baskısı, pahalı konutlar, yetersiz çocuk bakımı ve ebeveynlere yeterince alan tanımayan çalışma kültürü bulunuyor.
“Çocuk sahibi olmak modası geçmiş değil”
Bujard, düşük doğum oranlarına rağmen insanların çocuk istemekten vazgeçmediğini söyledi. Araştırmacıya göre çoğu insan hâlâ aile kurmak istiyor. Ancak birçok kişi çocuk sahibi olmayı çok geç yaşlara bırakıyor.
Bujard, çocuk sahibi olma yaşının ilerlemesiyle birlikte insanların istedikleri sayıda çocuğa ulaşma ihtimalinin azaldığını belirtti. Birçok kişinin yaş ilerledikçe doğurganlığın ne kadar hızlı düştüğünün farkında olmadığını söyledi.
Kreşler yardımcı oldu ama yeterli olmadı
Almanya’da daha fazla kreş yeri açılması doğum oranı üzerinde olumlu etki yarattı. Ancak Bujard’a göre hiçbir kamu politikası doğum oranını yeniden kadın başına iki çocuğa yaklaştırmayı başaramadı.
Araştırmacı, bu konuda örnek gösterilebilecek bir sanayi ülkesi de bulunmadığını söyledi. Bujard, “Artık ‘bu iş böyle çözülür’ diyebileceğimiz bir sanayi ülkesi yok” değerlendirmesini yaptı.
“Çocuk en büyük mutluluk ve macera”
Bild’in haberinde, Bujard’ın kendi yaşamından da bir ayrıntı yer aldı. Araştırmacının ofisinde iki çocuğunun fotoğrafı bulunuyor.
Bujard, ebeveyn olmanın anlamını anlatırken çocuk sahibi olmayı “en büyük mutluluk ve en büyük macera” olarak tanımladı. Araştırmacı, “İnsan geleceğe daha az korkuyla bakıyor. Çünkü hayatın süreceğini biliyor. Sonra torunlar geliyor ve siz de bunun bir parçası oluyorsunuz. Bir anlamda ölümsüz oluyorsunuz” dedi.
Geri Dön 22 Mayıs 2026 Cuma Önceki Yazılar